1714 yılında Fransız kralı 13.
Luis ölür. Oğlu henüz küçük yaşta olduğu için yerine Orleans dükü St. Noilles Kral Naibi olarak atanır.
Kral naibi ülkeyi devraldığında ekonomi
perişandır. Ülkenin borcu, gelirin tam 22 katıdır. İşsizlik ve ekonomik
sıkıntılar had safhadadır. Halk fakir ve perişan vaziyettedir. Sokaklarda yoğun
protesto ve gösteriler olmaktadır.
Kral Naibi
çareler aramaya başlar. Bir çok önlem alınır. Hiçbiri işe yaramaz. Hele
vergileri artırma uygulaması ticari hayatı da iyice bitirir.
Üst kademeden
bir çok kişi ve hatta parlamento, son
çare olarak ülkenin iflasını
istemekten başka yol olmadığını Kral Naibine söylerler. Bu fikir Kral
Naibine çok onursuzca gelmiştir. Fikre sıcak bakmaz. Öte yandan kendisine
verilen hiçbir fikir de Fransayı bataktan çıkaracak kadar yeterli değildir.
Tam o anda
Kral Naibinin aklına kumarhanelerde ve balolarda tanıştığı ve görüştüğü, hem
karakterinden, hem ekonomik fikirlerinden hem de kumarda sürekli kazanmasından
etkilendiği Jhon Law gelir.
İtirazlara
rağmen Jhon law’ı ekonomi yönetiminin başına getirir.
Jhon law tarih
yazacak kadar ilginç bir şahsiyet. Bir İskoç bankerin oğlu. Gelmiş geçmiş en
büyük finansçı olarak kabul edilir. Düelloda Adam öldürdüğü için ülkesinden
kaçmış. Kumar ve finans tutkunu. Matematik dehası. Karmaşık olasılık
hesaplamalarıyla geliştirdiği yöntemler sayesinde sürekli kazanan çağının en
büyük kumarbazı. Yıllar boyunca gündüzlerini tüm Avrupa ekonomilerini
incelemekle, gecelerini ise kumar ve balo salonlarında geçirmiş.
Bu genç adam
“metal parayla ekonominin çarkları yeterince dönmez” deyip derhal kağıt para
sistemine geçilmesini sağlar. Bu uygulamasıyla law ilk modern kağıt paranın
kurucusu olur. Kağıt paranın karşılığının altın olduğunu ilan eder. Bank Royale’i
(ilk Modern Merkez Bankası) kurar. Bu banka kağıt para (banknot) basmaya
başlar. Kağıt para halk tarafından ilgi görür. Para bollaşır. Ekonomi kısa
sürede düzelmeye başlar. Herkes durumdan memnundur.
Kağıt paraya
ilgiyi artırmak için law esas dahiyane projesini uygulamaya sokar. Bu projenin adı Mississippi Projesi'dir.
Bu projeye
göre Mississippi Company adlı bir şirket kurulacaktır. Sonra Amerika
kıtasındaki Fransız sömürgelerinin (misissipi ırmağının batısı) yeraltındaki altın gümüş
madenleri teminat gösterilmek suretiyle bu şirketin hisseleri halka arz
edilecek. Şirketin halka satacağı tahvillerden elde edilen gelirle Fransa hızla
kalkınacaktır.
Şirketteki hisseleri
satın almak, sadece Bank Royale’in bastığı kağıt paralarla mümkün
olabilecektir.
İşte bu son şart, Law’ın planladığı gibi, kağıt paraya talebi
patlatır. Sürekli kağıt para basılmasına rağmen paranın değeri düşmemektedir. Çünkü
halk çok iyi reklamı yapılan Mississipi şirketinin hisselerine hücum ettiğinden
ve bu hisseleri alabilmek için sadece merkez bankasının bastığı kağıt banknotlar
kullanılabildiğinden banknotlara talep müthiştir. Haliyle aşırı talep gören
kağıt paranın değeri düşmek ne kelime, tam aksine yükselir. Kağıt para o kadar
değerlenir ki karşılığı olan altınların değerini bile geçer.
Bu arada
hisselerin fiyatı da gördüğü talep üzerine sürekli yükselmektedir.
Hisseleri
satma yetkisi kanunla sadece Jhon Law’a verilmiştir. Law’ın gerekli gördüğü
taktirde indirimli hisse satma yetkisi de vardır.
Halk Law’a
artık çok güvenmektedir. Ne de olsa yokluktan bolluğa onun sayesinde
ulaşmışlardır. Law imzalı bu projeye de müthiş bir güven duyulur. Bu güven ve
talep hisselerin serbest piyasada fiyatını yükseltmeye başlar. Hisseler halka
yetmez. Birkaç ay içinde yeni hisseler basılır. Bunlar da yetmez. Halk öyle bir
coşku içindedir ki hisselerin satıldığı Law’ın malikanesinin önündeki meydanda
her gün, uzun kuyruklar hiç bitmez. Bu meydan aynı zamanda hisselerin
spekülatörler ve halk arasında alınıp satıldığı bir açık hava borsası haline gelir.
Hissenin
fiyatının sürekli artması halkı zaman içinde daha büyük coşkuya sevkeder.
Law’ın evinin
önündeki kalabalık her geçen hafta ve ay artar. Tarihi kaynaklara göre Fransa’da
ne kadar kalburüstü kişi varsa hepsinin o dönemde bu hisse senedi işine
bulaştığı söylenir: kontlar, kontesler, işadamları, zengin ve şapkalı
beyefendiler, hanımefendiler, dükler, düşesler, kısaca tüm aristokrat ve
zenginler, yazarlar, parlamento üyeleri, bilim adamları, generaller, vs.
aslında neredeyse tüm Fransız Halkı desek yanlış olmaz.
Yaşanılan bir çok
ilginç olay da vardır.
Mesela bir
kambur vatandaş Law’ın malikanesinin önünde oluşan doğal açık alan borsasında kamburunu spekülatörlere masa olarak kullandırtır
ve kısa sürede zengin olur!
Hastalanan asillerden
birisi hisselerinin bir kısmını o anki fiyat olan 8000 libreden satması
için hizmetçisini borsaya (meydana) gönderir. Hizmetçi meydana gelinceye kadar
hissenin fiyatı 10500 libreye çıkmıştır.
Hisseleri 10500 den satar. Patronuna 8000 den sattığını söyler. Aradaki farkı
cebe indirir. O da artık bir zengindir. Gece çaktırmadan, önce evi sonra ülkeyi
terkeder!
Vs.vs. Neyse…
Bir süre sonra
uygun fiyattan hisse senedi alamadıklarından yakınan bir çok vatandaş Kral
Naibine şikayete çıkar. Bunun üzerine Kral Naibi bir milyon hisse daha
basılmasını emreder. Ama kumar işinden risk kontrolünü iyi bilen Law bu işin yavaş
yavaş bir kumara dönüştüğünün bilincindedir ve bu nedenle bu ölçekte hisse basılmasına karşı çıkar.
Zaten “bir seferde 60 bin’den fazla hisse ihracı yapılamaz” kuralını kendisi
koymuştur.
Ancak Kral
Naibi bu sefer Law’ı dinlemez. Zafer
sarhoşluğu içindeki Naib derhal halka yetecek kadar hisse basılmasını emreder.
Bu arada
hissenin fiyatı –basılan onca ilave
hisseye rağmen- yaklaşık 10 katına çıkmıştır. Kral Naibinin piyasaya
sürdüğü devasa ilave hisse senetleri Law’ı iyice endişelendirmektedir artık.
Çünkü piyasaya sürülen hisse miktarı kasada karşılığı olan altın miktarını kat
kat geçmiştir. Naibe bunu anlatmaya çalışır ama Naib dinlemez. Çünkü devletin
kasasına sürekli para akmaktadır. Halk da mutludur.
Law’ın ekonomi
ve finans yönetimini devraldığı 1716'dan 1719 yılına gelindiğinde halkın gözünde Law artık bereket tanrısıdır.
Law’a, kurduğu mississipi şirketine ve bu şirketin hisselerine sonsuz
bir güven duyma dönemi başlamıştır, artık. Halk arasında Misssissipi hisseleri
asla düşmez, hep yükselir, denilmektedir.
En alt tabakadan en üst tabakaya kadar herkes için geçerlidir bu. Ama bazı kişiler için hariç!
Bu bazı
kişiler aklı başında, çok zengin ve bilinçli kişilerdir. Bu işin bir sonunun
olacağının farkındadırlar. Ellerindeki yüklü miktardaki hisseleri yavaş yavaş
ve çaktırmadan yüksek fiyatlardan elden çıkartırlar. Elde ettikleri karları
gizlice altına çevirirler ve yine gizlice ülke dışına kaçırırlar.
1719 yılının
sonlarına doğru hissede tökezlemeler başlar. Düşüşler bazan sertleşir. Law
zaten diken üstündedir. Derhal bir yasa çıkartır ve kafasında beliren olası bir
çöküşü önlemek için şirketin Amerika kıtasındaki sömürgelerine ait imtiyazları
genişletir ve yine Fransanın sömürgesi olan Doğu Hint Adaları'nın, Çin ve Güney Denizi ülkelerinin altın ve gümüş çıkarma hakları da bu şirkete verilir.
Bunu duyan
halk yeniden çılgınlaşır. “altınlar
çıkarılacak, herkes zengin olacak” anlamına gelen şarkılar söylenmeye
başlanır.
Hissenin
fiyatı bu sefer 20 katına çıkmıştır. Serbest piyasada ise alıcı çok: satan azdır.
Sabırsızlık
had safhadadır. İzdiham müthiştir. Hisse alamayan soylulardan bazıları sinir
krizleri geçirir. Hastaneye kaldırılanlar olur. Halk çılgınca hisse senedi talep etmektedir.
Çılgınlık artık mantık sınırlarını aşmıştır. Herkes bir kağıt parçasından
zengin olacağı hayalini kurmaktadır.
Yine izdiham
olan günlerden birinde Prens Di Conti bazı hatırlı
kişilere olduğu gibi kendisine de Law’dan indirimli hisse vermesini ister. Law vermez. Prens'in tepesi
atar. O zamana kadar hiç kimsenin aklına gelmeyen ve hiç kimsenin yapmadığı
bir şey yapar ve daha önceden aldığı milyonlarca lot hisseyi arabalarla şirkete
getirir, Law’ın önüne atar. Alın
hisselerinizi verin bana karşılığı olan altınları!!!, der. (bu
cümleyi şimdilik bir yere not etmelisiniz).
Law buna çok sinirlenir. Ama yine de
hisselerin karşılığı olan altınları Prens Di Conti'ye verir. Prens altınları arabalarına yükletir ve çeker gider.
Ancak halk
bunu görür. Büyü bozulur. Hisseye güvensizlik başlar. Hissesini alan Banka'ya
koşar. Ancak Law hisseler karşılığında altın verilmeyeceğini ilan eder. Zaten kasada
o kadar altın yoktur. O günden sonra artık kimse hisse almaz. Herkes satmaya
çalışır.
Mississippi hisseleri
talep görmeyince hissenin fiyatı hızla düşmeye başlar. Aynı zamanda hisseyi
satın almak için kullanılan kağıt paraya talep azaldığından kağıt paranın
değeri de hızla düşmeye başlar.
Tehlikeyi
gören Law ve Kral Naibi bunun üzerine Parisin sokaklarından topladıkları 60 bin civarında işçi ve dilencilerin ellerine kazma-kürek tutuştururlar ve paris
sokaklarında dolaştırırlar; işte altınlar bulundu , çıkartmaya gidiyoruz diye.
Daha sonra bu işçiler gemilere bindirilerek Amerika kıtasına götürülür.
Bu halkı biraz sakinleştirir. Aslında ortada tespit edilmiş altın madeni falan da yoktur. Kısa
bir süre sonra işçilerin yarısı kaçarak Fransa’ya döner.
Kısa sürede bu
durumdan herkesin haberi olur. Herkes hisseleri elden çıkartmak için meydana
koşar. Ama ortada alıcı falan yoktur.
Artık hisse bu
sefer akıl almaz bir şekilde değer kaybetmeye başlar. aylardır çılgınca hisse
senedi almak için kuyruklara giren halk bu sefer aynı hisseyi çılgınca bir
histeriyle satmak için çabalar. Hissenin fiyatı birkaç ayda % 90 erir.
Halk şirkete ve merkez bankasına hücum eder.
Hisseleri verip karşılığı olan altınları almak ister. Ama yetkililerce yapılan
açıklamada devletin bankasında yeterli
altın olmadığı, bu nedenle hisselerini satmak isteyenlere kağıt para ile ödeme
yapılabileceği söylenir.
Ha kağıt para
ha kağıt hisse. Farkı yoktur. Çalkantı başladığından beri ikisi de değer
kaybetmektedir. Halk çaresiz kağıt para karşılığında iyice değersizleşmiş
hisselerini satar.
Bu çöküş
zincirleme etki yapar ve Fransa maliyesi ve ekonomisi hızla dibe vurur.
Halk Law’ı
linç etmek için evine ve saraya yürür. Son 5 yılın büyük kahramanı Law İsveç’e
kaçarak canını kurtarır.
Bu çılgınlık
ve çöküş, bu çöküşte yüklüce para
kaybetmiş olan ünlü şair Defoe’nin yine bu çöküşle ilgili yazdığı şiirinin son
iki mısrası ile son bulur:
………
Bölün boş bir hiçi hisselere,
Verin kalabalığı velveleye.
Aradan tam 225
yıl geçer.
Amerika ve Dünya 1929 da büyük buhranı yaşar.
(Tıpkı Law dan önceki Fransanın bulunduğu ekonomik şartlarda olduğu gibi). Bu
buhran nedeniyle ikinci dünya savaşı patlak verir.
Bu seferki
buhranın dahisi, Keynes’tir.
Tıpkı Law gibi
Keynes’te –bu miktar parayla dünya ekonomisinin çarklarının dönmesi mümkün değildir" der ve daha çok para basılmasını
önerir. Eğer bu yapılmazsa ekonominin ve
ticaretin önündeki engellerin kaldırılamayacağını söyler.
Üç asır önce
Law’da aynısını söylemişti.
Keynes'in fikirlerine güvenen gelişmiş batılı devletler 1944 yılında Bretton Woods kasabasında bir araya
gelir. Dolar’ı dünya parası ilan ederler. Güven duyulsun diye karşılığına yine
altın koyarlar ama bu sefer altın miktarı daha azdır; 35 doları getiren herkes
doları basan amerikadan 1 ons altını alabilir!
Zaten bitmek
üzere olan savaş biter. Keynes'in fikirleri ve Bretton-Woods anlaşması işe yarar
ve 1945-1965 arasında batıda müthiş bir ilerleme olur. Tıpkı iki buçuk asır önce Fransada olduğu gibi.
Abd ve batı ekonomisinde her ihtiyaç
belirdiğinde yeteri kadar Dolar basılır. Herkesin keyfi yerinde olduğu için hiç
kimse ABD’nin ne kadar Dolar bastığını sorgulamaz. Ancak 1965’ten sonra dünyada
işler ters gitmeye başlar. Bazı ülkeler dünya pastasından az pay aldığını düşünmektedir.
Bunlardan biri Fransa’dır!!!
Kendi tarihini
çok iyi bilen Fransız cumhurbaşkanı De Gaulle’ün 1968 yılında tepesi atar, isimsiz dükün yaptığının benzerini
yapar ve uçağını tıka basa dolarla doldururarak Newyork’a uçar. Paraları
doğruca ABD Merkez Bankası’na götürür. Başkan'a şöyle der: alın dolarlarınızı,
verin karşılığında taahhüt ettiğiniz altınları!!!
Tabi ki iki
buçuk asır önce olduğu gibi o gün de
aynı şey olur. Altınlar De Gaulle’ye verilir ama bu olayı tüm ülkeler duyar.
Bir çok ülke
dolarları verip karşılığında altın almak ister. Bu sefer Aynen law gibi ABD’de dolar
karşılığında altın vermeyi kaldırır. Altın maltın yok, der.
Dolar'da güven bunalımı başlar.
Tüm dünyada ekonomiler hızla kötüye gider.. Bir
çok ülkede anarşi ve/veya terör baş
gösterir. Yine Bir çok ülkede kargaşalar, öğrenci olayları, ihtilaller birbiri
ardısıra patlak verir.
Ancak; 247 yıl
önce yaşanmış Mississipi Balonunu ve Jon Law’ı sadece De Gaulle değil ABD de
çok iyi irdelemiştir. O olaydan gerekli dersler çıkarılmış ve alınacak önlemler
önceden planlanmıştır.
Plan yürürlüğe
konulur.
Tesadüfe bakınız ki tam da Jhon Law'ın 300'üncü doğum gününde yani 15 Ağustos 1971'de Başkan Nixon ABD dolarının karşılığından altını resmen çıkarttığını ilan eder! Bundan sonra doların karşılığı dolardır,
der!
Sonra, esas
hamle gelir. Hamle dahiyanedir.
Abd başta
dünya rezervlerini ¼’ünü elinde tutan S. Arabistan olmak üzere tüm petrol
üreten ülkelere petrolü Dolarla satmaya (petrolün fiyatını her zaman yüksek
tutma sözü vererek) kabul ettirir.
Onlara mealen şöyle
dediği tahmin edilmektedir: “Eğer siz petrolü dolarla satarsanız Dolara güven
devam eder. Böylece tüm ekonomiler de büyümeye başlar. Ekonomiler büyürken
petrole talep artacağından, Siz de petrolü yüksek fiyattan satmaya devam
edersiniz. Ama petrolünüzü dolarla
satmazsanız kaos devam eder. Bende kaosun çözümüne karışmam. tüm ülkelerin
ekonomileri küçüldükçe küçülür. Bu durumda siz petrolü kime satacaksınız! Zaten
satacak başka bir şeyiniz de yok”!!!
Bu taktik işe
yarar. Dolar’a yeniden güven gelir. Law,
kağıt paranın itibarlı olması için mississipi şirketini kullanmıştı. ABD ise
doların itibarlı olması için petrolü (petrol üreten ülkeleri) kullanır.
2013’teyiz ve
dünya para sistemi açısından hala 1970’li yıllarda kurulan bu düzen içinde devam ediyor. Yani tek
uluslararası değişim ve rezerv para birimi hala Dolar’dır ve karşılığı boştur,
ancak itibarı çoktur. Bu İtibar, petrol üreten ülkelerin verdiği destekle devam
etmektedir.
290 sene önce
jhon Law’ın bastığı banknotların itibarını karşılığı altın olduğu söylenen Missisipi Şirketi'nin hisseleri sağlıyordu. Şirket hisseleri çökünce paranın
değeri de yerle bir oldu.
Bugün yer
yüzünde tüm ülkelerin itibar gösterdiği tek para birimi Dolar, itibarını
petrolden alıyor……
Bu yazıda
özetlenen tarihsel olaylardan çıkarılacak çok dersler vardır. Ben bunları
yorumlamayı okuyucuya bırakıyorum.
Ancak şu kadarını
söylemek istiyorum: Prens Di Conti'nin başardığı, ancak De Gaulle’nin
başaramadığı şeyi bir gün büyüklerden biri başarabilir: tabii
bu arada Dolar’ın sahibi tarihten ders alıp paradigmaları bir şekilde
hissettirmeden kendisi değiştirmezse!
Kaynakça:
1-Olağanüstü Kitlesel Yanılgılar ve Kalabalıkların Çılgınlığı& Karışıklığın Karmaşası - Charles Mackay, Joseph de la Vega-scala yayıcılık
2-Şeytan Sofrası-Edvard Chancellor-scala yayıncılık
3-İmparatorluk Yolu Petrol Savaşlarının Odağında Orta Doğu-Veysel Ayhan-Nobel Yayın Dağıtım
4-www.saglamaltin.com.tr.
5-diğer internet kaynakları
2-Şeytan Sofrası-Edvard Chancellor-scala yayıncılık
3-İmparatorluk Yolu Petrol Savaşlarının Odağında Orta Doğu-Veysel Ayhan-Nobel Yayın Dağıtım
4-www.saglamaltin.com.tr.
5-diğer internet kaynakları



