Ekonomi
mesleğinde olduğu kadar bir mesleğin en uzmanlarının, uzmanlık alanlarında bu
kadar yanıldığı başka hiçbir meslek dalı yoktur herhalde. 2009 yılından beri
her olumsuz ekonomik olayda kriz ha geldi ha gelecek çığırtkanlığı yapan bazı
ekonomist ve uzmanların bilgi seviyelerine ve zekalarına diyecek sözümüz olamaz.
Ancak doğru yaklaşım ortaya konulmadıkça bilgi de zeka da bir işe yaramıyor.
Bazı Avrupa
ülkelerindeki kötü gidişat ve borç içinde yüzmeleri, enflasyon tehdidi, abd’nin
borçlarının devasalığı veya diğer ekonomik verilerinin kötüye gitmesi, Çin
ekonomisinin soğuması, çok para basılması, para basmanın durdurulması gibi artık önemi azalmış konulara bakılarak küresel
ekonomide kriz tehtidi sonucuna varmak bana göre bu zamana kadarki yanılgıların
baş sebebidir.
Küresel çapta
bir kriz olasılığından bahsedebilmek için doğru yere, yani çağımızın ekonomik
sisteminin özüne ve kurgusuna bakmak gerekir.
Çağımızın
ekonomik sisteminin özü ve kurgusu sanayi
ve teknoloji ürünlerinde "düşük
maliyetli üretim" ve "bol tüketim"dir.
Küresel çapta
büyük bir krize neden olabilecek problemler Bu iki temel unsurda ortaya çıkabilecek
aksamalardan kaynaklanacaktır.
Düşük
maliyetli üretiminin sacayakları ucuz “hammede-enerji” ile “ucuz insan gücü”dür.
Bol tüketimin
sacayakları ise “ucuz dolar-sınırsız kredi sistemi” ile “küresel ekonomik sisteme entegre ülkelerin, tüketimin önündeki her türlü engeli bertaraf etme iradesi”dir.
Şimdi küresel
çapta bir riskin var olup olmadığının tespiti için sacayaklarda problem olup
olmadığına; kısaca üstünden geçerek bakalım.
Düşük
maliyetli üretim için gereken ucuz hammadde-enerji temininde ve paylaşımında
bir sıkıntı görmüyorum. Hammadde-enerji kaynaklarının çoğu az gelişmiş
ülkelerde. Sanayi çağını inşa eden batı, yaklaşık 150 yıllık bir mücadelenin
sonunda bu problemi kökten halletmiş görünüyor. Tüm ülkelerin kaynakları
problem oluşturmayacak şekilde üretime arz edilebilir vaziyette.
Hammadde-enerji kaynaklarının kullanımına müsaade etmeyen ülke yok gibi.
Diğer husus
ucuz insan gücü teminidir. Bu husus 20-30 yıl öncesine kadar ciddi bir problem
idi. Artık değil! Dünyadaki sanayi ve teknoloji ürünlerini icat eden-üreten
şirketler kendi ülkelerinde yüksek işgücü maliyetleri ve vazgeçilemez çalışma
hakları nedeniyle yaşadıkları sıkıntıları artık yaşamıyorlar. Ucuz işgücü olan
ülkelere göç ediyorlar. Bu hususla ilgili olarak bu blogda paylaştığım
“şirketler göçü” makalesinin okunması faydalı olacaktır.
Bu konuda bazı
ufak tefek problemler ortaya çıkmıyor değil! Ama hallediliyor. Örneğin ucuz
işgücü cenneti Çin’de artan işgücü ücretleri, ciddi bir problem. Ama öte yandan bazı Afrika ve Asya ülkeleri sisteme entegre edilerek yeni ucuz işgücü (ve tabi bol
tüketim) sahaları açılıyor. Tunus, Mısır, Libya, yemen gibi ülkeler buna örnek
olarak verilebilir. Suriye örneğinde olduğu gibi sisteme entegre olmakta
direten ülkeler bir nevi olumsuzluktur ama küçük bir ülke olduğundan olumsuz
etkisi de azdır.
Görüldüğü gibi
dünya ekonomik sisteminin “ucuz üretim” ayağında çok fazla bir problem yok.
Gelelim “sınırsız tüketim” kısmına…
İnsanların
rahatça ve sınırsızca tüketmeleri için para gerekiyor. Parası yetersiz
olanların ise rahatça borç bulabilmeleri lazım. Bu husus temelde dolar-kredi
sistemiyle halledilmiş.
Sistemin
detaylarına girip konuyu karmaşıklaştırmak istemiyorum. Çok genel ifadelerle
izah edecek olursam, güven duyulan bir para birimi (Dolar) inşa edilerek
ülkeler arasında para-kredi dolaşımı ve kullanımı sağlanıyor. Ülkeler artık
birbirine göbekten entegre olduğundan böyle olması gerekiyor.
Ülkeler
çalışıp çabaladıkları kadar dolar kazanıyor ve elde ettikleri dolarların
karşılığında yerel paralarından basıyor. Basılan paralar belli bir emek veya
hizmet ortaya koyanlara tüketim yapmak üzere aktarılıyor (tüketmeyip
biriktirmek yasak değil ama neredeyse imkansız)!
Yeterli gelir
elde edemeyen ülke ve insanlara borç (kredi) verilerek hem tüketime katılmaları
sağlanıyor hem de borçlandırılarak sisteme entegrasyonları garanti altına
alınmış oluyor.
Sınırsız
tüketimin en önemli ayağı olan dolar-kredi sistemi yukarıda izah ettiğim düşük
maliyetli üretimin sacayakları kadar sorunsuz değil. dolar-kredi sisteminde
meydana gelen (ve sebebi hala bir türlü anlaşılamayan) ani tıkanma 2008’deki
krizin gerçek sebebidir. Ancak alınan önlemlerle şimdilik problem
halledilmiştir.
Problemin
çözümü için tarihte emsali görülmemiş ölçekte para basılmıştır. Aynı sıkıntı
tekrar ettikçe basılmaya da devam edilecektir.
Sisteme
sınırsız para ve kredi enjekte edilince ortaya garip görüntüler de çıkmıştır.
Örneğin bazı bankalar bollaşan para nedeniyle kredi vermek için insanların
yakasına yapışmaktadır.
Geçtiğimiz
günlerde bir arkadaşımla marketin birinde dolaşırken raflarında ambalaj içinde
9.90 lira fiyatıyla satışa sunulan, her biri 5 bin liralık kredi paketlerini
gördüğümüzde gidişatı bildiğim için ben şaşırmamıştım ama arkadaşım çok
şaşırmıştı. Tüketim yapmak için para ya da borç bulmaya bu kadar kolay ulaşmak
sistemin gereğiydi.
Anlaşılacağı
üzere dünya ekonomik sisteminin en zayıf halkası dolar-kredi sistemidir.
Dikkatle takip edilmesi gereken en önemli husus budur. İleriki günlerde bu
hususa odaklanan paylaşımlar yapacağım.
Sınırsız
tüketimin bir diğer ayağı sisteme entegre ülkelerin tüketimin önündeki her
türlü engeli bertaraf etme iradesidir.
Bu hususta şimdilik
ortada ciddi bir sıkıntı görünmüyor. Entegre ülkeler tüketimin ve küresel
ticaretin önündeki engelleri ortadan kaldırmak için elinden geleni yapıyor.
Serbest ticaret anlaşmaları imzalanıyor, vizeler teker teker kaldırılıyor, ithalat
ve ihracatta vergiler ve denetimler azaltılıyor-kolaylaştırılıyor, lojistik hız
artırılıyor.
Tüketime katkı
yapabilecek her fırsat değerlendiriliyor. Bir çok standart zorunlu hale
getirilerek insanların o standarda para harcaması sağlanıyor.
Bazı konularda
standartların olması faydalıdır. Ancak bu standart konusu ileriki on yıllarda
insanları oldukça bunaltacak görünüyor. Çünkü ileriki yıllarda tüketimi artırmak
için insanların önüne saçma sapan standartlar konulması muhtemeldir. Bu tür
şeyler önce batılı ülkelerde başlar. Mesela batıda önümüzdeki yıllarda ağustos ayında
herkesin delikli ayakkabı giymesi zorunlu standart olabilir! Aynı şekilde ocak
ayında illa da bot giymek mecburi standart halini alabilir! Örnekler komik
görünüyor ama konuyu ve gidişatı en iyi
böyle anlatabilirdim.
Netice itibariyle
gelişmiş ülkelerin borç, enflasyon, büyüme, isdihdam vb. verilerine bakarak
küresel ekonominin gidişatını anlamaya çalışmak yanıltıcıdır. Sistem sınırsız
tüketim ve üretim üzerine inşa edilmiştir. Üretim de tüketim de artık
gelişmekte olan ülkelerin konusu ve sorunudur. Kriz veya iyi gidişat gelişmekte
olan ülkelerin topyekün verilerine bakılarak anlaşılabilir.
Hal böyle
olunca abd veya Ab’nin istihdam verileri görece önemsiz hale gelmiştir ama
mesela Brezilya da veya G. Kore de çalışanların daha yüksek ücret talebiyle
greve gitmesi küresel ekonomi için daha ciddi bir problemdir. Çünkü bu
ülkelerin şirketlerinin çoğu bu tür ülkelerde faaliyet göstermektedir. Bu ülkelerde
meydana gelebilecek grev veya
ücretlerdeki artış ya da ne bileyim ciddi çevre hareketleri veya yabancı
sermaye aleyhtarlığı vb hareketler üretilen sanayi ürünlerinin maliyetlerinin
artmasına, dolaylısıyla da tüketimin (pahalılık nedeniyle) azalmasına yol
açacaktır.
Tabi ki bir
iki ufak az gelişmiş ülkede ortaya çıkan problemler ciddi sorunlar doğurmaz ama
çoğu az gelişmiş ülkelerde ucuz üretimi veya sınırsız tüketimi olumsuz yönde
etkileyici her oluşum, en az 30-40 yıllık bir süre için kurgulanan küresel
ekonomik düzeni kaosa sürükleyebilir.
Küresel ekonomide
sistemin özü olarak tanımladığım üretim ve tüketimle ilgili hususlar dışında
olup küresel sistemi olumsuz etkileyebilecek iki harici konu vardır;
İlki “ülkeler
arası konsensüs”dür
Yukarıda yazdıklarımı
dikkatli süzenler şunu rahat farketmiştir: dünya ekonomik düzeni sisteme
entegre tüm ülkelerin konsensüsüyle yol almaktadır. Bu konsensüsde çatırdamalar
oluşması küresel ekonomik sistemde de çatırdamalara yol açar. Bu olumsuzluk
zayıf ülkelerden ziyade batının birkaç büyük ve ileri sanayi ülkesi artı Japonya,
Çin ve Rusya’dan birinin oyunbozanlık yapması halinde ortaya çıkar.
İkinci harici
husus gelişmiş ülke borsalarında küresel ekonomiden bağımsız olarak bir ülkede
meydana gelebilecek borsa çöküşleridir. Herhangi bir gelişmiş ülkede meydana
gelebilecek bir borsa çöküşünün önce diğer ülke borsa çöküşlerini tetikleyerek
finansal bir çöküşe yol açıp ardından ekonomik çöküşü de tetikleyebileceği riski
vardır.
Bu risk
gelişmiş ülkelerce haddinden fazla önemsenmektedir. Böyle bir risk ortaya
çıktığında bu ülkeler borsa çöküşlerini engellemek için elden ne geliyorsa
yapacaklardır. Hatta (biraz iddialı olacak ama) gerekirse doğrudan ve belki de
gizlice, devlet eliyle hisse senedi alınabilir. Bunda şaşılacak bir şey yok.
2008 krizinde “batmayacak kadar büyük” denilip iflas eden bazı şirketler devlet
eliyle kurtarılmadı mı?
Buradan şu sonuca varıyoruz: küresel ekonomik
düzen, ekonomik yönden çökmedikçe borsalarda (mesela dow, dax, ftse) sert
düşüşlerden sonra ama yeni diplere varılmadan önce sert yükselişler olacaktır. Bu
yazdığıma örnek olarak 2011 yılının ağustos-ekim dönemini örnek verebiliriz.
Özetlersek küresel
ekonominin gidişatını anlamak için genelde bakılan ve kontrol edilen şeyler
hatalıdır. Bana göre odaklanılması gereken hususları yukarıda yazdım. Ucuz ve
bol üretim ile sınırsız tüketim konunun merkezindedir. Bu iki hususla ilgili
çıkabilecek her türlü engel muhakkak bertaraf edilmeye çalışılacaktır.
Bazan yol
kazaları, yanlış hesaplamalar vb. nedenlerle bazı tıkanıklıklar da olacaktır. Mesela
2014 yılının ilk aylarında böyle bir olumsuzluk; beklentim dahilindedir. Böyle bir
olumsuzluktan Türkiye’de etkilenebilir. Ancak alınacak global ölçekte önlemlerle bu tehlike de atlatılacaktır (ötelenecektir).
Bana göre Sınırsız
üretim ve tüketim olgusu uzun bir süre Küre'nin kaderidir. Muhakkak bu süreç
yaşanacaktır.