Tarihte, 375
yılında başlayıp birkaç yüzyıl süren, büyük bir coğrafi alanda ekonomik, sosyal, siyasal ve demografik
anlamda köklü değişikliklere yol açan ilkçağ’ın sonlanıp ortaçağ’ın başlamasına neden olan Kavimler göçü’nden
sonra yeryüzünün en büyük göçü yaşanıyor. Bu göç, bu sefer insan göçü değil!
Şirketler göçü!
Göç, batının
sanayileşmiş, gelişmiş ülkelerinden, sanayileşememiş az gelişmiş ülkelerine
doğru; yani batı ve kuzeyden doğu ve güneye doğru yayılıyor.
Gerek ücret
gerek diğer haklar anlamında çalışan haklarının en üst seviyede olduğu kendi
gelişmiş ülkelerinde ucuz işgücü bulamayan (sanırım bulmalarına müsaade
edilmeyen) şirketler yaklaşık 20-30 yıldır ülkelerini terketmeye başlayıp
gurbetin yolunu tutmuş durumda.
Sıla hasreti
çekip çekmediklerini bilmiyoruz ama elde ettikleri karlarla eve (ülkelerine)
ekmek götürdüklerini biliyoruz. Az gelişmiş ülkelerden gelişmiş ülkelere
yapılan kar transferlerindeki yüksek artıştan bunu anlıyoruz.
Şirket demek,
sürekli kar etmek; acımasız rekabet etmek, demek. Her gün yemek yeme zorunluluğu olan insanlar
gibi şirketler de belirli zaman dilimlerinde kar etmek zorundalar. Kar elde
edemeyenler ayakta kalamaz.
Şirketlerin
kar elde etmesi için ucuz üretim ve çok tüketim ön şart.
Tüketim konusu
bir şekilde hallediliyor. Artık hiçbir görüş, düşünce veya ideoloji tüketim
çılgınlığına karşı çık(a)mıyor.
Ancak ucuz
üretim konusu öyle değil.
Gerçi ucuz
üretimin olmazsa olmazlarından olan ucuz hammadde ve enerji temini yaklaşık 150
yıllık bir mücadelenin sonunda tatlıya bağlanmış. Hammadde ve enerji
kaynaklarının çoğuna sahip olan az gelişmiş ülkeler ya pes etmiş ya da ikna
olmuş. Artık bu kaynakların tamamı dünyaya (şirketlere) açık.
Gelgelelim
ucuz üretimin olmazsa olmazlarından ucuz insan gücü konusu henüz tam anlamıyla
çözülememiş bir konu. Şirketler göçünün ve küresel ekonominin yolu üzerindeki
en önemli engel.
Şirketler göçü
bir süreçtir. Artarak devam edecektir. Çünkü bu işin başka çözümü yoktur.
Sanayi ve teknoloji çağının devasa ve köklü şirketlerinin sahibi gelişmiş
ülkeler, bilinçli ve rahata alışmış kendi ülke insanının karşısına az hak ve az
ücret talebiyle çıkamıyor. Geçmişte yaşanan acı tecrübeler de var. Geriye iki
seçenek kalıyor ya zincirleme iflaslar ya da ucuz ücretlle çalışmaya razı
insanların ülkelerine göç!
Daha önce
fikirsel altyapısı oluşturulan ve Yaklaşık 20-30 yıldır hızlanarak devam eden
bu süreçte tökezlemeler, gerilemeler de oluyor. 2008 yılı buna örnek
gösterilebilir. Ancak her ne olursa olsun bu sürecin bu asrın sonlarına kadar
devam edeceğini tahmin ediyorum.
Şirketler göçü ve beraberinde yaşanan değişim,
paradigma değişimlerini de beraberinde
getiriyor. Artık eskinin kavramlarının
bir çoğu ya geçersiz hale geldi ya da tanımları ve içerikleri değişiyor.
Değişen
paradigmalar, Enflasyon, dış borç, likidite tuzağı, faiz, cari açık gibi bir
çok ekonomik kavramın tanımları ve etkilerinde de köklü değişikliklere yol
açıyor. Ancak görmekteyiz ki hala çoğu ekonomist bu paradigma değişimlerinin
farkında değil.
Örneğin
geçmişte az gelişmiş ülkelerle özdeşlenen dış borç tanımı artık gelişmiş
ülkelerin karın ağrısı durumunda. Az
gelişmiş ülkeler servet biriktiren ve borç veren ülkeler konumunda. 2008
krizinde iflasa sürüklenen bir çok Amerikan Bankasını aralarında para toplayıp
batmaktan kurtaran G.kore, Çin gibi az gelişmiş ülkelerdi. 40-50 sene önce
rüyada bile görülemeyecek şeyler bunlar.
Yine değişen
ve daha da değişecek olan kavramlardan birisi “küresel ekonominin motoru
konumundaki ülkeler” kavramı. Bu kavramda da ciddi değişiklikler oluyor. Şimdi
ve önümüzdeki yıllarda küresel ekonominin sürükleyicileri ve motoru az gelişmiş
ülkeler olacak. Artık dünya ekonomisi gelişmiş ülkelerde ortaya çıkan
krizlerden değil, gelişmekte olan olan ülkelerdeki krizlerden etkilenecek.
Gelişmiş ülkeler kendilerinden önce gelişmekte olan ülkelerin krize girmemeleri
için önlemler alacaklar. 18 eylül 2013’de ABD merkez bankasının gelişmekte olan
ülkeleri ipten alan “para basmaya devam” kararı, bu yazdıklarımın tipik bir
örneği.
Bu süreç, ciddi bir yara almadan yoluna devam ettiği
sürece gelişmiş ülkelerin dış ülkelerde elde edilen karların kendi ülkelerine
transferlerinde ciddi bir artış olacak. ABD’nin her yıl daha da artan dış
ülkelerden kar transferleri buna örnektir.
Bu sürece
paralel olarak az gelişmiş ülkelerin de işsizlik oranlarında iyileşmeler,
istihdamda tarımdan sanayiye yöneliş ve dış borçlarda azalma gibi süreçler
gözlenecektir.
Aynı şekilde, kürede
imzalanan bir çok ikili veya uluslararası ticaret ve ekonomi anlaşmalarının amacı
şirketler göçünün önündeki engelleri kaldırmak içindir. Hakeza bu göçe hazır
olmayan bir çok az gelişmiş ülkenin artık yavaş yavaş şirket göçü alabilecek ekonomik,
sosyal, siyasal vb. alt yapıya ulaşması için çalışılıyor.
Zaman zaman
şirket göçü veren ülkelerle şirket göçü alan ülkeler arasında çatışmalar olması
muhtemeldir. Sıkıntılı dönemlerde Gelişmiş ülke insanları “neden şirketlerimiz
başka ülkelerin insanlarını iş sahibi yapıyor” suçlamalarında bulunacakken aynı
şekilde az gelişmiş ülke insanları da “neden biz çalışıyoruz, karlar başka
ülkelere transfer ediliyor” veya “o şirketlerin ürettiklerini neden biz
üretmiyoruz” şeklinde tepkilere yol açacaktır. Bazı dönemler irtibat tamamen
kopabilir de. Ancak aynı gemide yolculuk yapan her iki taraf bu konuları bir
şekilde tatlıya bağlayacaklardır ve süreç devam edecektir.
Şirketler göçü
tarihsel ölçekte bir çok sonuçlar doğuracaktır. Ben tahminlerimin bir kısmını
yukarıda yazmaya çalıştım. Süreci ve doğuracağı sonuçların hepsini doğru tahmin
etmek de, hepsini bu yazıya sığdırmak da
mümkün değil zaten. Sırası geldikçe yazmak daha iyi.
İnsanların
coğrafya değiştirerek göç etmeleri ile şirketlerin göç etmeleri arasında
kurduğum benzerlik eleştirilebilir. Ancak kurduğum benzerlik iki göçün birebir
benzerliği anlamında değil, iki göçün de zorunluluktan kaynaklanıyor
olmasındadır. Her olguyu çağına göre değerlendirmek gerekir.
Kavimler göçü,
dağılan Büyük Hun imparatorluğunun bir sonucu olarak ortaya çıkan güçlü Hun
boylarının birbirleriyle olan sert rekabeti nedeniyle başlamıştı. Şirketler göçü de şirketlerin birbirleri ile olan acımasız
rekabetleri nedeniyle başladı. Bu anlamda birebir benzerlik var. Ama şirketler
göçü bir ülkenin dağılması sonucu başlamadı. Bu yönden benzerlik yok.
Bu şekilde bir
çok benzerlik ve aykırılıklar sıralanabilir. Bunların hepsini yazmaya lüzüm
yok. Ancak kesin olan bir şey var:
Şirketler göç
ediyor ve bu göç bana göre kapitalizm ve sanayi çağının gidişatında asırları
etkileyecek sonuçlar doğuracak!
