23 Ekim 2013 Çarşamba

UFUKTA KÜRESEL KRİZ RİSKİ VAR MI?

Ekonomi mesleğinde olduğu kadar bir mesleğin en uzmanlarının, uzmanlık alanlarında bu kadar yanıldığı başka hiçbir meslek dalı yoktur herhalde. 2009 yılından beri her olumsuz ekonomik olayda kriz ha geldi ha gelecek çığırtkanlığı yapan bazı ekonomist ve uzmanların bilgi seviyelerine ve zekalarına diyecek sözümüz olamaz. Ancak doğru yaklaşım ortaya konulmadıkça bilgi de zeka da bir işe yaramıyor.
Bazı Avrupa ülkelerindeki kötü gidişat ve borç içinde yüzmeleri, enflasyon tehdidi, abd’nin borçlarının devasalığı veya diğer ekonomik verilerinin kötüye gitmesi, Çin ekonomisinin soğuması, çok para basılması, para basmanın durdurulması  gibi artık önemi azalmış konulara bakılarak küresel ekonomide kriz tehtidi sonucuna varmak bana göre bu zamana kadarki yanılgıların baş sebebidir.
Küresel çapta bir kriz olasılığından bahsedebilmek için doğru yere, yani çağımızın ekonomik sisteminin özüne ve kurgusuna bakmak gerekir.
Çağımızın ekonomik sisteminin özü ve kurgusu sanayi ve teknoloji ürünlerinde "düşük maliyetli üretim" ve "bol tüketim"dir.
Küresel çapta büyük bir krize neden olabilecek problemler Bu iki temel unsurda ortaya çıkabilecek aksamalardan kaynaklanacaktır.
Düşük maliyetli üretiminin sacayakları ucuz “hammede-enerji” ile “ucuz insan gücü”dür.
Bol tüketimin sacayakları ise “ucuz dolar-sınırsız kredi sistemi” ile “küresel ekonomik sisteme entegre ülkelerin, tüketimin önündeki her türlü engeli bertaraf etme iradesi”dir.
Şimdi küresel çapta bir riskin var olup olmadığının tespiti için sacayaklarda problem olup olmadığına; kısaca üstünden geçerek bakalım.
Düşük maliyetli üretim için gereken ucuz hammadde-enerji temininde ve paylaşımında bir sıkıntı görmüyorum. Hammadde-enerji kaynaklarının çoğu az gelişmiş ülkelerde. Sanayi çağını inşa eden batı, yaklaşık 150 yıllık bir mücadelenin sonunda bu problemi kökten halletmiş görünüyor. Tüm ülkelerin kaynakları problem oluşturmayacak şekilde üretime arz edilebilir vaziyette. Hammadde-enerji kaynaklarının kullanımına müsaade etmeyen ülke yok gibi.
Diğer husus ucuz insan gücü teminidir. Bu husus 20-30 yıl öncesine kadar ciddi bir problem idi. Artık değil! Dünyadaki sanayi ve teknoloji ürünlerini icat eden-üreten şirketler kendi ülkelerinde yüksek işgücü maliyetleri ve vazgeçilemez çalışma hakları nedeniyle yaşadıkları sıkıntıları artık yaşamıyorlar. Ucuz işgücü olan ülkelere göç ediyorlar. Bu hususla ilgili olarak bu blogda paylaştığım “şirketler göçü” makalesinin okunması faydalı olacaktır.
Bu konuda bazı ufak tefek problemler ortaya çıkmıyor değil! Ama hallediliyor. Örneğin ucuz işgücü cenneti Çin’de artan işgücü ücretleri, ciddi bir problem. Ama öte yandan bazı Afrika ve Asya ülkeleri sisteme entegre edilerek yeni ucuz işgücü (ve tabi bol tüketim) sahaları açılıyor. Tunus, Mısır, Libya, yemen gibi ülkeler buna örnek olarak verilebilir. Suriye örneğinde olduğu gibi sisteme entegre olmakta direten ülkeler bir nevi olumsuzluktur ama küçük bir ülke olduğundan olumsuz etkisi de azdır.
Görüldüğü gibi dünya ekonomik sisteminin “ucuz üretim” ayağında çok fazla bir problem yok. Gelelim “sınırsız tüketim” kısmına…
İnsanların rahatça ve sınırsızca tüketmeleri için para gerekiyor. Parası yetersiz olanların ise rahatça borç bulabilmeleri lazım. Bu husus temelde dolar-kredi sistemiyle halledilmiş.
Sistemin detaylarına girip konuyu karmaşıklaştırmak istemiyorum. Çok genel ifadelerle izah edecek olursam, güven duyulan bir para birimi (Dolar) inşa edilerek ülkeler arasında para-kredi dolaşımı ve kullanımı sağlanıyor. Ülkeler artık birbirine göbekten entegre olduğundan böyle olması gerekiyor.
Ülkeler çalışıp çabaladıkları kadar dolar kazanıyor ve elde ettikleri dolarların karşılığında yerel paralarından basıyor. Basılan paralar belli bir emek veya hizmet ortaya koyanlara tüketim yapmak üzere aktarılıyor (tüketmeyip biriktirmek yasak değil ama neredeyse imkansız)!
Yeterli gelir elde edemeyen ülke ve insanlara borç (kredi) verilerek hem tüketime katılmaları sağlanıyor hem de borçlandırılarak sisteme entegrasyonları garanti altına alınmış oluyor.
Sınırsız tüketimin en önemli ayağı olan dolar-kredi sistemi yukarıda izah ettiğim düşük maliyetli üretimin sacayakları kadar sorunsuz değil. dolar-kredi sisteminde meydana gelen (ve sebebi hala bir türlü anlaşılamayan) ani tıkanma 2008’deki krizin gerçek sebebidir. Ancak alınan önlemlerle şimdilik problem halledilmiştir.
Problemin çözümü için tarihte emsali görülmemiş ölçekte para basılmıştır. Aynı sıkıntı tekrar ettikçe basılmaya da devam edilecektir.
Sisteme sınırsız para ve kredi enjekte edilince ortaya garip görüntüler de çıkmıştır. Örneğin bazı bankalar bollaşan para nedeniyle kredi vermek için insanların yakasına yapışmaktadır.
Geçtiğimiz günlerde bir arkadaşımla marketin birinde dolaşırken raflarında ambalaj içinde 9.90 lira fiyatıyla satışa sunulan, her biri 5 bin liralık kredi paketlerini gördüğümüzde gidişatı bildiğim için ben şaşırmamıştım ama arkadaşım çok şaşırmıştı. Tüketim yapmak için para ya da borç bulmaya bu kadar kolay ulaşmak sistemin gereğiydi.
Anlaşılacağı üzere dünya ekonomik sisteminin en zayıf halkası dolar-kredi sistemidir. Dikkatle takip edilmesi gereken en önemli husus budur. İleriki günlerde bu hususa odaklanan paylaşımlar yapacağım.
Sınırsız tüketimin bir diğer ayağı sisteme entegre ülkelerin tüketimin önündeki her türlü engeli bertaraf etme iradesidir.
Bu hususta şimdilik ortada ciddi bir sıkıntı görünmüyor. Entegre ülkeler tüketimin ve küresel ticaretin önündeki engelleri ortadan kaldırmak için elinden geleni yapıyor. Serbest ticaret anlaşmaları imzalanıyor, vizeler teker teker kaldırılıyor, ithalat ve ihracatta vergiler ve denetimler azaltılıyor-kolaylaştırılıyor, lojistik hız artırılıyor.
Tüketime katkı yapabilecek her fırsat değerlendiriliyor. Bir çok standart zorunlu hale getirilerek insanların o standarda para harcaması sağlanıyor.
Bazı konularda standartların olması faydalıdır. Ancak bu standart konusu ileriki on yıllarda insanları oldukça bunaltacak görünüyor. Çünkü ileriki yıllarda tüketimi artırmak için insanların önüne saçma sapan standartlar konulması muhtemeldir. Bu tür şeyler önce batılı ülkelerde başlar. Mesela batıda önümüzdeki yıllarda ağustos ayında herkesin delikli ayakkabı giymesi zorunlu standart olabilir! Aynı şekilde ocak ayında illa da bot giymek mecburi standart halini alabilir! Örnekler komik görünüyor ama  konuyu ve gidişatı en iyi böyle anlatabilirdim.
Netice itibariyle gelişmiş ülkelerin borç, enflasyon, büyüme, isdihdam vb. verilerine bakarak küresel ekonominin gidişatını anlamaya çalışmak yanıltıcıdır. Sistem sınırsız tüketim ve üretim üzerine inşa edilmiştir. Üretim de tüketim de artık gelişmekte olan ülkelerin konusu ve sorunudur. Kriz veya iyi gidişat gelişmekte olan ülkelerin topyekün verilerine bakılarak anlaşılabilir.
Hal böyle olunca abd veya Ab’nin istihdam verileri görece önemsiz hale gelmiştir ama mesela Brezilya da veya G. Kore de çalışanların daha yüksek ücret talebiyle greve gitmesi küresel ekonomi için daha ciddi bir problemdir. Çünkü bu ülkelerin şirketlerinin çoğu bu tür ülkelerde faaliyet göstermektedir. Bu ülkelerde meydana gelebilecek  grev veya ücretlerdeki artış ya da ne bileyim ciddi çevre hareketleri veya yabancı sermaye aleyhtarlığı vb hareketler üretilen sanayi ürünlerinin maliyetlerinin artmasına, dolaylısıyla da tüketimin (pahalılık nedeniyle) azalmasına yol açacaktır.
Tabi ki bir iki ufak az gelişmiş ülkede ortaya çıkan problemler ciddi sorunlar doğurmaz ama çoğu az gelişmiş ülkelerde ucuz üretimi veya sınırsız tüketimi olumsuz yönde etkileyici her oluşum, en az 30-40 yıllık bir süre için kurgulanan küresel ekonomik düzeni kaosa sürükleyebilir.
Küresel ekonomide sistemin özü olarak tanımladığım üretim ve tüketimle ilgili hususlar dışında olup küresel sistemi olumsuz etkileyebilecek iki harici konu vardır;
İlki “ülkeler arası konsensüs”dür
Yukarıda yazdıklarımı dikkatli süzenler şunu rahat farketmiştir: dünya ekonomik düzeni sisteme entegre tüm ülkelerin konsensüsüyle yol almaktadır. Bu konsensüsde çatırdamalar oluşması küresel ekonomik sistemde de çatırdamalara yol açar. Bu olumsuzluk zayıf ülkelerden ziyade batının birkaç büyük ve ileri sanayi ülkesi artı Japonya, Çin ve Rusya’dan birinin oyunbozanlık yapması halinde ortaya çıkar.
İkinci harici husus gelişmiş ülke borsalarında küresel ekonomiden bağımsız olarak bir ülkede meydana gelebilecek borsa çöküşleridir. Herhangi bir gelişmiş ülkede meydana gelebilecek bir borsa çöküşünün önce diğer ülke borsa çöküşlerini tetikleyerek finansal bir çöküşe yol açıp ardından ekonomik çöküşü de tetikleyebileceği riski vardır.
Bu risk gelişmiş ülkelerce haddinden fazla önemsenmektedir. Böyle bir risk ortaya çıktığında bu ülkeler borsa çöküşlerini engellemek için elden ne geliyorsa yapacaklardır. Hatta (biraz iddialı olacak ama) gerekirse doğrudan ve belki de gizlice, devlet eliyle hisse senedi alınabilir. Bunda şaşılacak bir şey yok. 2008 krizinde “batmayacak kadar büyük” denilip iflas eden bazı şirketler devlet eliyle kurtarılmadı mı?
 Buradan şu sonuca varıyoruz: küresel ekonomik düzen, ekonomik yönden çökmedikçe borsalarda (mesela dow, dax, ftse) sert düşüşlerden sonra ama yeni diplere varılmadan önce sert yükselişler olacaktır. Bu yazdığıma örnek olarak 2011 yılının ağustos-ekim dönemini örnek verebiliriz.
Özetlersek küresel ekonominin gidişatını anlamak için genelde bakılan ve kontrol edilen şeyler hatalıdır. Bana göre odaklanılması gereken hususları yukarıda yazdım. Ucuz ve bol üretim ile sınırsız tüketim konunun merkezindedir. Bu iki hususla ilgili çıkabilecek her türlü engel muhakkak bertaraf edilmeye çalışılacaktır.
Bazan yol kazaları, yanlış hesaplamalar vb. nedenlerle bazı tıkanıklıklar da olacaktır. Mesela 2014 yılının ilk aylarında böyle bir olumsuzluk; beklentim dahilindedir. Böyle bir olumsuzluktan Türkiye’de etkilenebilir. Ancak alınacak global ölçekte önlemlerle bu tehlike de atlatılacaktır (ötelenecektir).


Bana göre Sınırsız üretim ve tüketim olgusu uzun bir süre Küre'nin kaderidir. Muhakkak bu süreç yaşanacaktır.