Aslında güzel
bir hikayeydi petrol, Meksika halkı için.
1970’li
yılların başlarında peşpeşe açılan kuyular Meksikanın bilinenden çok fazla
petrole sahip olduğunu düşünenlerin sayısını artırmıştır. Bu hikayeye inananların
başında 1976 yılında başkan seçilen J.L.
Portillo yer alır.
Başkanın ve halkın
bir kısmının iddiasına göre petrol rezervleri 200 milyar varil civarındaydı ve
bu rakam Meksikayı rezervler bakımından S. Arabistan'dan sonra ikinci sırada yükseltmektedir.
Portillo, seçimler
öncesinde ve sonrasında, ülkesinin bir mazlumlar ülkesi olduğunu, ezilen
ülkesinin güçlülere ve küstahlara karşı petrol sayesinde zafer kazanacağını iddia
eder. Bu iddia başkan tarafından “mazlum ve ezilen bir ulusun kurtuluş hikayesi”
kıvamında işlenir. Halk bu hikayeyi çok sever ve benimser.
Portillo iktidara gelir gelmez hızlı bir
şekilde yatırımlara başlar. Halk’da başkanın bu petrol ve zenginlik hikayesine
inanmış, güven duygusu yükselmiştir. Zengin
olma hayali ve güven duygusu ile ortaya çıkan motivasyon, ekonomiye hemen
yansır. Yatırımlar hızla artar.
Yatırımlar için
para kaynağı, çıkarılacak petroller karşılığında alınan devasa dış borçlardır.
Yatırımlarla birlikte
bir bolluk dönemi oluşur. Gsmh hızla artar. İşsizlik ve enflasyon düşer. 1979
yılına gelindiğinde ikinci petrol kriziyle birlikte petrol fiyatları tavan
yapınca Portillo’nun mazlumluktan zenginliğe giden hikayesinin heyacanı ve motivasyonu hem kendisini hem de halkı daha
da coşturur. Hatta Başkan Portillo artık mazlum ülkelerin liderliğine soyunmaktadır.
Portillo, “çağımızda
ülkeler ikiye ayrılır, petrolü olanlar ve olmayanlar” der ve artık zengin bir
ülkenin başkanıymış gibi davranmaya başlar.
İlk önce uluslararası
camiaya (enerji krizinin çözümü için) kendi çözümü olan ‘Küresel Enerji Planı’nı
önerir. Ardından Orta Amerika ve Karayip ülkelerine ayrıcalıklı fiyattan petrol
satmaya başlar. O yıl Papa Meksikayı ziyaret eder. Bu bir işaret olarak
yorumlanır. Meksika artık zengin ve refah bir ülke haline gelir. Başkan, fakir
ülkelere dış yardım teklif etmeye bile başlar.
Ancak 1980’den
itibaren her şey bir anda değişir. Ekonomi, ciddi bir duraklama dönemine girer.
Ne olduğunu, neden olduğunu kimse anlayamaz.
Yatırımlar hızla azalmaya başlar.
Durgunluk devam eder ve Portillo’nun başkanlığı
bıraktığı 1982’de enflasyon %100’e ulaşır. İşsizlik, Yolsuzluk ve aleni
hırsızlıklar had safhaya çıkmıştır.
Zaman içerisinde
Petrol rezervlerinin 200 milyar varil olmadığı , sadece 12 milyar varil
civarında olduğu anlaşılır. Abartılan rezervlere güvenilerek alınan devasa dış
borçlar ülke hazinesini zorlamaya başlar.
Buna rağmen
halk hala zihinlerine kazınmış Portillo’nun mazlumluktan kurtulma hikayesine
inancını kaybetmemiştir.
Portillo’nun
ardından iktidara gelen yeni yönetim kötüye giden bir ülke, fakat halkın hala
inandığı muhteşem bir ekonomik hikaye devralır. Ancak Kötüleşme devam eder. Devamlı düşen petrol
fiyatları 1986’da dip yapar. Meksika tarihinin en büyük krizine yakalanır. Uzun
yıllar toparlanamaz.
Meksika’yla
ilgili bu ekonomi hikayesi bir örnek olarak, iki Nobel ödüllü ekonomist G.A. Akerlof
ve R.J.Shiller’in yazdığı “Hayvansal Güdüler” adlı kitabında anlatılmaktadır. Bu
iki yazar; başarıyla kurgulanmış hikayelerin gerek insan gerekse toplumları
yönlendirmede inanılmaz etkili olduğunu idddia etmektedir.
Çıkış noktaları,
insan motivasyonunun büyük bölümünün kendi yaşamımızda bir izi olan
hikaye(lerden) ve bu hikaye etrafında oluşan olaylardan oluştuğu düşüncesinde
yatıyor. Her insanın çocukluğundan itibaren değişik olaylarla örüntülenmiş bir
hikayesi olduğunu ve bu hikaye etrafında hayat mücadelesine katıldığını ve
motive olduğunu iddia ediyor.
Aynı şekilde yapılan bir çok araştırma da
insan bilgisinin temelini –hatta tamamını- hikayelerin veya hikayeleştirilen bilgilerin oluşturduğunu söylüyor. Bir
hikayeyle bağı olmayan bilgilerin akılda kalmadığı, zamanla uçup gittiği, hikayeyle
örüntülenen bilgilerin ise insan hafızasında kalıcı olduğu ispatlarıyla birlikte vurgulanıyor. Hatta
yaşlanıp hafızasını kaybeden insanların sadece hikayesi olan bilgileri hatırlamaları
ve mütemadiyen bunları anlatmalarını hikayelerin insan zihni, bilinçaltı ve hafızası
üzerindeki etkisine bağlıyorlar.
Daha
da önemlisi, yapılan araştırmalar hikayelerin insanların belirli bir yönde
motivasyon ve hareketini sağlaması yanında, aynı zamanda toplumların da
hareketlerini etkilediğini ortaya koymaktadır. zaten Meksika örneği de bunun için verilmiştir.
Toplumların da insanlar gibi, inanılan ve hikayeleştirilen bir düşünce motivasyonuna göre hareket edebiliyor
olması tabi ki bazan olumlu bazan olumsuz amaçlar için kullanılabiliyor.
Topluma aktarılan
hikayelerin sosyal, siyasal, kültürel vb. çeşitleri var. Ancak en etkili
olanları ekonomik hikayelerdir, diyebiliriz. Yukarıda özetini aktardığım “Meksikanın
mazlumluktan zenginliğe petrol ile ulaşma hikayesi” örneği, başkan Portillo tarafından çok iyi
kurgulanmıştır. Ancak sağlam bir zemini olmadığı için petrol fiyatlarıyla
birlikte çökmüştür.
1980’li
yıllarda bankerlerin kurguladığı yüksek faizle zenginleşme hikayesi, borsaların
çok yükseleceği hikayeleri, bazı hisselerle ilgili hikayeler, emlaktan zengin
olma hikayeleri, emeklilik fonu hikayeleri vb. hikayelerin neredeyse hepsi
insanları belirli bir yöne motive etmek üzerine kuruludur.
Tabiki tüm hikayeler kötü amaçlı değildir. Bir
çok hikaye topluma veya insanlığa faydalı olmak üzere kurgulanmaktadır. Ancak kesin
olarak bildiğimiz bir şey var; kötü amaçla kurgulanan veya sağlam bir zemini
bulunmayan hikayeler halkın eninde sonunda hüsrana uğramasına yol açmaktadır.
İnsanların hikaye
örüntüleri etrafında çok daha iyi motive olduğu ve yönlendirilebildiği düşüncesi aslında yeni bir icat değildir. Bu yöntem
tarihte topluluklar üzerinde defalarca kullanılmıştır. Bu detaya girmeyeceğim. Herkes
tarih dersi hafızasını biraz yokladığında onlarcasını bulacaktır zaten.
Ancak devletlerin
halklarını belirli bir yöne ve hedefe yönlendirmelerinde kullandıkları uzun
vadeli ekonomik hikayelerden birkaç örnek vermek istiyorum;
Amerika, hikayesini
(rüyasını) bilim ve sanayi kavramları üzerine yazmıştı. Aynı şekilde İngiltere,
Fransa, Almanya, Japonya gibi ülkeler de öyle. Çağın gereği bilim ve sanayi
olduğu ve hikayeler başarılı yazıldığı için yaklaşık 300 yıldır yüksek refah seviyesinde
yaşıyorlar.
Pakistan, Hindistan,
mısır, Bangladeş, brezilya gibi ülkeler ulusal hikayelerini 10 bin yıllık
ömrünü 18. Asırda tamamlayan “tarım” üzerine yazdılar. Sonuç bence kötü.
İran, ırak, s.arabistan,
Libya, venezuella, Meksika gibi ülkelerin petrol üzerine kurulu ulusal ekonomik hikayeleri
hiçbir başarı sağlayamamış.
Türkiye'nin
hikayesi biraz farklı. Bana göre 1945 yılından beri Türkiye’nin ana ekonomik motivasyon hikayesi yol ve inşaat üzerine.