10 Kasım 2013 Pazar

HİKAYELER VE EKONOMİLER

Aslında güzel bir hikayeydi petrol, Meksika halkı için.
1970’li yılların başlarında peşpeşe açılan kuyular Meksikanın bilinenden çok fazla petrole sahip olduğunu düşünenlerin sayısını artırmıştır. Bu hikayeye inananların başında 1976 yılında başkan seçilen  J.L. Portillo yer alır.
Başkanın ve halkın bir kısmının iddiasına göre petrol rezervleri 200 milyar varil civarındaydı ve bu rakam Meksikayı rezervler bakımından S. Arabistan'dan sonra ikinci sırada yükseltmektedir.
Portillo, seçimler öncesinde ve sonrasında, ülkesinin bir mazlumlar ülkesi olduğunu, ezilen ülkesinin güçlülere ve küstahlara karşı petrol sayesinde zafer kazanacağını iddia eder. Bu iddia başkan tarafından “mazlum ve ezilen bir ulusun kurtuluş hikayesi” kıvamında işlenir. Halk bu hikayeyi çok sever ve benimser.
 Portillo iktidara gelir gelmez hızlı bir şekilde yatırımlara başlar. Halk’da başkanın bu petrol ve zenginlik hikayesine inanmış, güven duygusu yükselmiştir.  Zengin olma hayali ve güven duygusu ile ortaya çıkan motivasyon, ekonomiye hemen yansır. Yatırımlar hızla artar.
Yatırımlar için para kaynağı, çıkarılacak petroller karşılığında alınan devasa dış borçlardır.
Yatırımlarla birlikte bir bolluk dönemi oluşur. Gsmh hızla artar. İşsizlik ve enflasyon düşer. 1979 yılına gelindiğinde ikinci petrol kriziyle birlikte petrol fiyatları tavan yapınca Portillo’nun mazlumluktan zenginliğe giden hikayesinin heyacanı  ve motivasyonu hem kendisini hem de halkı daha da coşturur. Hatta Başkan Portillo artık mazlum ülkelerin liderliğine soyunmaktadır.
Portillo, “çağımızda ülkeler ikiye ayrılır, petrolü olanlar ve olmayanlar” der ve artık zengin bir ülkenin başkanıymış gibi davranmaya başlar.
İlk önce uluslararası camiaya (enerji krizinin çözümü için) kendi çözümü olan ‘Küresel Enerji Planı’nı önerir. Ardından Orta Amerika ve Karayip ülkelerine ayrıcalıklı fiyattan petrol satmaya başlar. O yıl Papa Meksikayı ziyaret eder. Bu bir işaret olarak yorumlanır. Meksika artık zengin ve refah bir ülke haline gelir. Başkan, fakir ülkelere dış yardım teklif etmeye bile başlar.
Ancak 1980’den itibaren her şey bir anda değişir. Ekonomi, ciddi bir duraklama dönemine girer.  Ne olduğunu, neden olduğunu kimse anlayamaz. Yatırımlar hızla azalmaya başlar.
 Durgunluk devam eder ve Portillo’nun başkanlığı bıraktığı 1982’de enflasyon %100’e ulaşır. İşsizlik, Yolsuzluk ve aleni hırsızlıklar had safhaya çıkmıştır.
Zaman içerisinde Petrol rezervlerinin 200 milyar varil olmadığı , sadece 12 milyar varil civarında olduğu anlaşılır. Abartılan rezervlere güvenilerek alınan devasa dış borçlar ülke hazinesini zorlamaya başlar.
Buna rağmen halk hala zihinlerine kazınmış Portillo’nun mazlumluktan kurtulma hikayesine inancını kaybetmemiştir.
Portillo’nun ardından iktidara gelen yeni yönetim kötüye giden bir ülke, fakat halkın hala inandığı muhteşem bir ekonomik hikaye devralır. Ancak  Kötüleşme devam eder. Devamlı düşen petrol fiyatları 1986’da dip yapar. Meksika tarihinin en büyük krizine yakalanır. Uzun yıllar toparlanamaz.
Meksika’yla ilgili bu ekonomi hikayesi bir örnek olarak, iki Nobel ödüllü ekonomist G.A. Akerlof ve R.J.Shiller’in yazdığı “Hayvansal Güdüler” adlı kitabında anlatılmaktadır. Bu iki yazar; başarıyla kurgulanmış hikayelerin gerek insan gerekse toplumları yönlendirmede inanılmaz etkili olduğunu idddia etmektedir.
Çıkış noktaları, insan motivasyonunun büyük bölümünün kendi yaşamımızda bir izi olan hikaye(lerden) ve bu hikaye etrafında oluşan olaylardan oluştuğu düşüncesinde yatıyor. Her insanın çocukluğundan itibaren değişik olaylarla örüntülenmiş bir hikayesi olduğunu ve bu hikaye etrafında hayat mücadelesine katıldığını ve motive olduğunu iddia ediyor.
 Aynı şekilde yapılan bir çok araştırma da insan bilgisinin temelini –hatta tamamını- hikayelerin veya hikayeleştirilen bilgilerin oluşturduğunu söylüyor. Bir hikayeyle bağı olmayan bilgilerin akılda kalmadığı, zamanla uçup gittiği, hikayeyle örüntülenen bilgilerin ise insan hafızasında kalıcı olduğu ispatlarıyla birlikte vurgulanıyor. Hatta yaşlanıp hafızasını kaybeden insanların sadece hikayesi olan bilgileri hatırlamaları ve mütemadiyen bunları anlatmalarını hikayelerin insan zihni, bilinçaltı ve hafızası üzerindeki etkisine bağlıyorlar.
            Daha da önemlisi, yapılan araştırmalar hikayelerin insanların belirli bir yönde motivasyon ve hareketini sağlaması yanında, aynı zamanda toplumların da hareketlerini etkilediğini ortaya koymaktadır. zaten Meksika örneği de bunun için verilmiştir.
Toplumların da insanlar gibi, inanılan ve hikayeleştirilen bir düşünce motivasyonuna göre hareket edebiliyor olması tabi ki bazan olumlu bazan olumsuz amaçlar için kullanılabiliyor.
Topluma aktarılan hikayelerin sosyal, siyasal, kültürel vb. çeşitleri var. Ancak en etkili olanları ekonomik hikayelerdir, diyebiliriz. Yukarıda özetini aktardığım “Meksikanın mazlumluktan zenginliğe petrol ile ulaşma hikayesi”  örneği, başkan Portillo tarafından çok iyi kurgulanmıştır. Ancak sağlam bir zemini olmadığı için petrol fiyatlarıyla birlikte çökmüştür.
1980’li yıllarda bankerlerin kurguladığı yüksek faizle zenginleşme hikayesi, borsaların çok yükseleceği hikayeleri, bazı hisselerle ilgili hikayeler, emlaktan zengin olma hikayeleri, emeklilik fonu hikayeleri vb. hikayelerin neredeyse hepsi insanları belirli bir yöne motive etmek üzerine kuruludur.
 Tabiki tüm hikayeler kötü amaçlı değildir. Bir çok hikaye topluma veya insanlığa faydalı olmak üzere kurgulanmaktadır. Ancak kesin olarak bildiğimiz bir şey var; kötü amaçla kurgulanan veya sağlam bir zemini bulunmayan hikayeler halkın eninde sonunda hüsrana uğramasına yol açmaktadır.
İnsanların hikaye örüntüleri etrafında çok daha iyi motive olduğu ve yönlendirilebildiği  düşüncesi aslında yeni bir icat değildir. Bu yöntem tarihte topluluklar üzerinde defalarca kullanılmıştır. Bu detaya girmeyeceğim. Herkes tarih dersi hafızasını biraz yokladığında onlarcasını bulacaktır zaten. 
Ancak devletlerin halklarını belirli bir yöne ve hedefe yönlendirmelerinde kullandıkları uzun vadeli ekonomik hikayelerden birkaç örnek vermek istiyorum;
Amerika, hikayesini (rüyasını) bilim ve sanayi kavramları üzerine yazmıştı. Aynı şekilde İngiltere, Fransa, Almanya, Japonya gibi ülkeler de öyle. Çağın gereği bilim ve sanayi olduğu ve hikayeler başarılı yazıldığı için  yaklaşık 300 yıldır yüksek refah seviyesinde yaşıyorlar.
Pakistan, Hindistan, mısır, Bangladeş, brezilya gibi ülkeler ulusal hikayelerini 10 bin yıllık ömrünü 18. Asırda tamamlayan “tarım” üzerine yazdılar. Sonuç bence kötü.
İran, ırak, s.arabistan, Libya, venezuella, Meksika gibi ülkelerin  petrol üzerine kurulu ulusal ekonomik hikayeleri hiçbir başarı sağlayamamış.

Türkiye'nin hikayesi biraz farklı. Bana göre 1945 yılından beri Türkiye’nin ana ekonomik motivasyon  hikayesi yol ve inşaat üzerine.